Sıcağı Sıcağına

Okudum: DNA-Yrsa Sigurdardottir

          Bu aralar, İskandinav yazarlar oldukça ilgimi çekiyorlar.İlk olarak Norveçli Samuel Bjork ile tanışmış, onun Ben Yalnız Gezerim ve Baykuş Daima Gece Avlanır romanlarını okumıuştum.En son ise, yine bir İskandinav yazar, İzlandalı Yrsa Sigurdardottir ve romanı DNA, okuma yolculuğumda bana eşlik ettiler.
          DNA, Koridor Yayıncılık tarafından yayımlanmış, genel olarak sevdiğim türde bir roman; polisiye-gerilim.486 sayfalık bir kitap.Sürükleyici olaylarla kurgulanmış olan roman, daha kitabın başında kendini belli ederken, gittikçe okuyucunun merakını yukarılara tırmandırmayı başarırken, tempoyu hiç düşürmüyor.Böylece, elinizden bırakmadan okuma isteği duyuyorsunuz.
          Romanın içeriği hakkındaki ipuçlarını, kitabın arka kapağından öğreniyoruz:
          "...
          Monoton bir hayat süren otuzlu yaşlardaki Elisa bir gün kendi evinde akıl almaz bir biçimde öldürülür ve olayın tek tanığı o geceden sonra hiç konuşmayan yedi yaşındaki kızdır.Çok geçmeden aynı yöntemle işleneb bir başka cinayeti soruşturan Dedektif Huldar'a göre katilin zihnini çözebilecek ve arkasında neden şifreli mesajlar, anlamsız sayılar ve olasılık hesapları bıraktığını söyleyebilecek tek kişi bu kızdır.
          Huldar ona yardım eden travma uzmanı psikolog Freyja, küçük bir kızın karanlık hikayesindeki bilinmeyenleri araştırırken, şehrin diğer ucunda amatör bir radyo programcısı ölümcül bir paranoyayla karşı karşıyadır:Aldığı gizemli mesajlar onu korkunç bir caninin peşinde av mı yapacaktır, avcı mı?"
          Şimdi gelelim romanla ilgili aklımda kalan notlarıma ve genel izlenimlerime...
          Yazarın romanda yer yer İzlanda ile ilgili ilginç bilgileri, olayların içinde ve anlatıma yedirerek verdiğini görebiliyoruz.İzlanda'nın genel olarak küçük ve soğuk ve genel olarak sakin bir ülke olduğunu, öyle çok fazla ve girift polisiye olayların olmadığını yazarın anlatımından çok rahatlıkla çıkarılmayabiliyoruz.
          Kitabın başında 1987 yılındaki zaman diliminde anlatılanların, günümüze kadar uzanan zaman dilimindeki olay ve kişilerle ilintisini, nerdeyse kitabın son bölümlerine kadar çözemedim.Bu da merak duygusunu zirveye taşıdı bende ki, bir romanda en sevdiğim şeydir.
          Kitabın küçük kahramanı Margaret'in ruh hali, polislerin ve psikologların ona karşı davranışları, bir çocuğa her durumda nasıl davranılması gerektiği konusunda ders verici nitelikteydi.
          Romanda olaylar öyle bir sona eriyor ki, her zaman bir kitabın sonunda merak ettiğim, kahramanlara neler oluyor sorusunun cevabını yazar yine Margaret'in ağzından veriyor.İşte burada, baş kahramanımız, soruşturma ekibinin başındaki polisimiz Huldar ile ilgili Margaret'in sözleri ilginçti...Margaret "Öbür polis de polislik yapamayabilir, Çünkü durumu çözemedi." diyor, halbu ki Huldar son anda her şeyi çözmüştü.
         Çevirmenin çevirisi bana göre başarılı.(Sevda Duman)Ancak, kitapta basımla ilgili imlâ hataları, kelime ve cümlelerin anlamlarını bozmasalar bile, biraz fazlacaydı.

Hiç yorum yok