Sıcağı Sıcağına

Okudum: Börü-Çağlayan Yılmaz

         
          Börü...Bir Çağlayan Yılmaz romanı.Adını reklamlarla duydum.Yazarını da bu sayede tanımış oldum.Bugünkü yazıma konu olan Börü romanı, bana şu ana kadar hiç ilgi duymadığım bir alanın kapılarını açtı:Mitoloji ve Efsaneler.
          Gerçekten de ne mitler ne de efsaneler hiç ilgi alanıma girememişti Börü romanına kadar.Hatta, Yunan Mitolojisi falan duyuyorduk ta, Türk Mitolojisi olduğunu dahi bu romanı okumaya başlamamla birlikte yaptığım araştırmalar sayesinde öğrenmiş oldum.Mesela bir kayıp şehir Atlantis efsanesini şöyle bir yarım kulakla da olsa duymuşluğum olsa da, ne olduğu konusunda hiç bir fikrim yoktu.Di ve Şu uygarlıkları, lise yıllarındaki derslerden aklımda kırıntıları kalan Hattiler(Hititler), Uygurlar...Börü bunları benim ilgi alanıma sokmuş oldu.
          Börü romanını okurken, bir yandan da telefonumu yanımda ayıramadım, çünkü çok küçük kırıntılar halinde bildiğim(daha doğrusu sadece duyduğum) bu dünya ile romanda karşılaştığım her yeni kahraman, olay, efsane, mit vb. ile ilgili bilgi edinme ihtiyacı hissettim.
          Bir kere şunu söylemeliyim ki, Börü, mitler ve efsanelerle kurgulanmış bir intikam romanı.Kitapta Türklere ait kültürel ögelere de rastlıyoruz.Bunun yanında efsanevi ve mitolojik yaratıklar(Emegenler ve Aryuntlar), karanlık dünya ve güçler, insanüstü güçlere sahip kahramanlar, canavarlaşmış krallar. hırs, öfke, intikam, ölüm, vahşet...Hepsi Börü'de bol bol bulabileceğiniz ögeler.Burada elbette birinci kitaptan bahsediyorum.Çünkü henüz iknci kitabı okumadım.Daha doğrusu okumaya yeni başladım.
          Şimdi gelelim kitapla ilgili değerlendirmelerime...
İtiraf etmeliyim ki, kitabın konusunu kitabı aldıktan sonra öğrendim.Hatta okumaya başlamakta çok tereddüt ettim, çünkü bana çoook uzak olan bir türdü.Yine de denemek istedim, çünkü 12. baskıya ulaşmış olan bir kitap boş bir kitap olamazdı.Ama şöyle bir durum vardı ki, mitler ve efsaneler, gerçeküstü olaylar bana çok saçma geliyordu.Bu yüzden, insanların bayılarak izlediği birçok sinema yapıtını değil kıyısından, köşesinden bile izlememiştim.
          Kitabı okumaya başladıktan sonra birçok kez bırakmayı düşündüm.Burada beni bundan alıkoyan yazarın dili ve üslubu ve anlatımı oldu.Tam da istediğim gibi yazmıştı.Basit, anlaşılır, okuyucuyu yormayan bir tarz...Olaylar kısa bölümler halinde anlatıldığı ve her bölüm kendi içinde isimlendirildiği için anlamak kolaylaşıyor.Ayrıca bu, okumaya verilen aralarda konudan uzaklaşmamayı da sağlıyor bana göre.En sevdiğim.Okuduğum yorumların bazılarında okuyucuların daha şaşaalı bir anlatım beklediklerini ama bulamadıklarını gördüm.İşte bu beni yoruyor.Yalnız, değinmeden geçemeyeceğim bazı şeyler de var elbette!
          Öncelikle yayınevinden kaynaklı olsa gerek, hatalı basımlar, eksik basılmış kelimeler falan var ki, bazı cümleri defalarca okumayı gerektiriyor anlamlandırabilmek için.
          Yukarıda söylediklerimle biraz çelişecek olsa da, herşeye rağmen, kahramanların ve savaşların betimlemelerinin biraz zayıf kaldığını düşünüyorum.Bu kadar efsanevi ve mitolojik kahramanlar ve yaratıklar ile bunların yaptıkları savaşlar daha süslü bir anlatımı hakediyor kanaatindeyim.
          Kitabın kapağında da özellikle vurgulanan intikamın alınışı esnasındaki savaş, sanki çok kısa sürmüş ve her şey kısa bir sürede olup bitmiş gibi bir izlenim oluşturdu bende.Neden mi?Tamu'dan gelen Erlik Han'ın çocuğu Bada Han ile Börü Han'ın mücadelesi çok çabuk oldu, bitti."Bu mudur?" dedirdi bana.Daha efsanevi bir savaş ve final mücadelesi olması gerkmiyor muydu?
          Finalde Börü Han'ın, geleceği için Atlantis'le birlikte kendini de feda etmesi de bir hayal kırıklığı yarattı bende.Şöyle ki, ezeli düşmanlarını alt ettikten sonra ikinci kitapta Börü Han ile Cerdukay'ın birlikte Uyguri kağanlığını kurmalarını bekliyordum.Hiç te öyle olmadı.Börü Han Atlantis ile birlikte yok olurken, Cerdukay kırk yıl sonra buzul çağının sona ermesi ile birlikte sular altında kalarak kahraman arkadaşlarının yanına gitti.Bu aslında ikinci kitabı daha çekici kıldı benim için.Şimdi neler olacak?Okuyup göreceğiz.
          Sonuç olarak, Börü, şu ana kadar çok uzak olduğum bir türün ve dünyanın kapılarını bana araladı.Genel olarak yazarı ve anlatımını ve kurgulamadaki usatalığını bazı eksikliklerine ve zayıflıklarına rağmen beğendim.İkinci kitabı da okuyacağım, orası kesin.Hatta, yazarın Yafes'in Kılıcı ve Mu Kıtası romanının da okuma planlarıma dahil ettim, ki aslında daha önce    okumuş olanlar Mu Kıtası'nın Börü'den önce okunmasını tavsiye ediyorlar ama ben bu treni kaçırmış oldum.

Hiç yorum yok