Hiç Bulaşmadım!

Perşembe günleri “Ödevsiz Gün”.Öğrencilerim bu güne çok seviniyorlar, çünkü ödevleri yok.Bu Perşembe de normal olarak ödev vermeyecektim.Son derste baktım, fazladan hazırladığım bir ödev kalmış, vereyim de yapsınlar dedim. Bunu sınıfa söylememle birlikte sınıfta isyan çıktı neredeyse.Her kafadan bir ses çıkıyor, herkes birşeyler söylüyordu.Ben ise gülümseyerek sakinleşmelerini bekliyordum.Nitekim sakinleştiler ama, Elif değil.Kağıtları, dağıtması için ona verdim.Bu

Ben De İlma Didim Ya!

Benim Muzaffer bir alem.Konuştuğunu anlamak için, Muzafferce(!) bilen bir tercümana ihtiyaç duyuyorum çoğu zaman. Muzafferce de ne mi?Gayet basit, sadece Muzaffer’in konuşabildiği ama kimsenin kolay kolay anlayamadığı, seslerin kelimelerin içindeki durumlarına göre bambaşka telaffuz edildiği bir dil!Örneklendirelim: talebet(kelebek), dandin(kantin) vb. Bu gün, ana sınıfında yardımcı olarak çalışan bayan arkadaşla konuşurken konusu açıldı.Bayan arkadaş “Biz Muzaffer’i

İçimdeki Çocuk

Sizin de öyle mi bilmem…İçimde bir çocuk var benim; hiç büyümeyen, gizli.Ben doğduğumda oradaydı o çocuk.Hiç çıkmadı içimden; duruyor halâ. Ben çocuktum, o da çocuktu benimle birlikte.Ben genç oldum, o çocuk kaldı içimde.Ben hayatın yarısından fazlasını kat edeli hayli zaman oldu, o inatla daha çocuk…Benimle birlikte büyüyemedi vesselâm. Bazen olmadık zamanlarda yaramazlık yaptırıyor bana; yakışıp

Caanım Hırka

Derse girdim, günaydın dedikten sonra oturmalarını söyledim.Elif bana dikkatli dikkatli bakıyor ve gülümsüyordu. “Ne oldu Elif?” “Öğretmenim, çok komik görünüyorsun.” Şaşırdım.Giyimimde bir tuhaflık ta yoktu ama… “Neden komik görünüyorum Elif?” Dudağını büktü. “Şimdi bilemedim ama, öyle işte.” Karşılıklı konuşmalardan sonra, ona komik gelenin o gün giydiğim kırka olduğunu anladım.Eteği biraz uzuncaydı.Meğerse ona palyaçoyu hatırlatmış.Hırka  dediğin