Yine bir 24 Kasım’dı.Yine bir Öğretmenler Günü’ydü.Yine “bizim günümüz”dü. Bu günü yaşarken “Öğretmenlik nedir?” diye sordum kendime.Yine kendim cevapladım sorumu.Aşağıdaki satırlara döküldüler; naçizane.

Bana göre…

Minicik yüreklerin öğretmenler gününde çizdiği öğretmenlerini, çarpık çurpuk yazılarla yazdıkları şiirlerini, hediye alamadığı için mahçup ve kaçamak bakışlarla “Öğretmenim, öğretmenler günün kutlu olsun.” deyişini en değerli hediye kabul edebilmek…

Gülse’nin, ellerini açıp uzatarak kocaman gülümseyen sevgi dolu bakışlarıyla “Tontiş yanaklarını sıkasım geliyor öğretmenim.” demesini sevebilmek ve bunu bunu söyletebilmek…

Çocukça yüreklerini kendi yüreğinin en derinliklerinde hissedebilmek…

Farklı açılardan farklı bir pencere açabilmek…

Ve her birinin penceresinden onlarla birlikte bakabilmek…

Menfaatsiz vermek, gönlünü görmek…

Gökyüzüne yıldızlar saçabilmek, saçtığı yıldızları yakabilmek…

Kızarken gülümsemek, üzülüp üzmemek, kırılıp kırmamak, onları kucaklayabilecek kocaman kollara sahip olmak…

Onları sığdırabilecek kocaman bir yürek taşımak…

Dizindeki yaraya bant, gözündeki neme mendil, yüreklerinden taşana dil, severken adil olabilmektir öğretmenlik.

İyi ki varsınız canlarım!Siz olmasaydınız eğer, bana bütün bu duyguları kim hissettirecekti!

24.11.2014 Gülyalı Merkez İlkokulu, Ordu